TEMEL YAKLAŞIMLARIMIZ

Özgürlük İçin Toplumsal Devrim
Özgürlük ne bu düzenin düzeltilmesi ile gelir ne de iktidarın bizim elimize ya da düşüncelerimizi yakın bulduklarımızın eline geçmesiyle.

İktidar kirlidir ve herkesi kirletir en komünisti en özgürlükçüyü en hümanisti… Özgürlük önce her insanın kendi hayatı için kendisinin karar vermesiyle ve tüm olanaklara herkesin eşit biçimde ulaşabilmesiyle olur. Toplumsal devrim bunu yaratmaktır. Yaratmak için yıkmak gerekir. Bu düzen yıkılmalıdır. Yıkılırken yeniden ve yeniden yaratılmalıdır.

Bugünkü toplumsal varoluşun bütün düzeylerine radikal karşı duruş, gerçekliği kavrayarak onlardan teorik, ideolojik ve politik olarak kopmayı gerektirir. Bu kopma; bireyciliğe karşı kolektivizmi, otoriteye karşı özyönetimi, merkezi siyasete karşı yerelliği, patriyarkaya karşı cinsel devrimi, kapitalizme karşı komünizmi, hiyerarşiye karşı eşit hukuku, devlete karşı toplumu yaratmaktır.

Her kopuş yeni bir bağlam yaratmakla mümkündür. Yaşam göstermektedir ki teorik, ideolojik ve politik bir bütün olarak radikalizm, gerçekliğe rağmen alternatif alanlar açmamıza ve mücadele etmemize yardımcı olabilir.

 

Sınıf Mücadelesinin Tarafı Olmak

Kimse bir avuç insan tarafından yönetildiğimizi inkâr edemez. Kimse bir avuç insanın her şeye sahip olduğunu yalanlayamaz. İstedikleri şekilde yetiştirilip istedikleri şekilde hizmet ettirilip istedikleri şekilde yaşadığımız hatta ölümümüzün bile onların isteğiyle olmadığını kim söyleyebilir. Sömürenler ile sömürülenler, yönetenler ile yönetilenler, ezenler ile ezilenler, sahip olanlar ile sahip olunanlar, yetkinler ile yetkisizler, güçlüler ile güçsüzler… vardır. Bu düzenin yıkıcıları ve yeni düzenin kurucuları ezilenlerdir. Kadın- erkek, lümpen-proleter, işçi-işsiz gibi bölünse de hatta kısa vadede çıkarları çatışsa da tüm ezilenlerin nihai çıkarı ortaktır; özgür bir insan gibi yaşamak, hayatta kalmak için asgariye tamah etmemek.

 

Tüm Otoriter Eğilimlerle Hesaplaşmak

İktidar yaratıcılığı, özgünlüğü yok eder. İnsanların üzerine korku salarak olmak istenileni değil kendi isteğini oldurur. Olmayınca dışlar, işkence eder, küçük düşürür, yok eder. Otorite iktidarın yaşama ve ilişkilere sindirdiği pis kokudur, balçıktır. Yeni dünya balçıkla yaratılmaz. Tam tersine eşit ilişkilerle, güçlü kolektivizm, insan olmaya güvenle yaratılır.

Yeni dünya için mücadelede kimileri önümüze otoriteyi koyar. İşe yaradığını iddia eder hatta otoritesiz olmayacağını söyler. Doğru. Otorite “işe yarar”. Yığınla kitlelere yön vermenin en basit yoludur. Ama o kitleleri oluşturan insanları hiç bir yere kazanmaz. Herkes sadece “mış” gibi yapar. O yüzden her şey sunileşmeye başlar. Komünistler komünist bir dünya kuramaz, özgürlükçüler özgür bir yaşam yaratamazlar. Bizim önümüze otorite önerisiyle gelenlere bu işin olmayacağını anlatırız. Bizim önümüzü otorite ile kesenlere karşı ise mücadele veririz. Otorite kendisinin en iyisini bildiği varsayımından hareket eder biz ise kolektif aklın en iyisini bulacağını biliriz.

 

Örgütlü Mücadelenin Gerekliliği

Eskiyi yıkmak ve yenisini kurmak için örgüt olmak gerekir. Örgüt demek kolektif aklın eyleme geçmesi demektir. Devrime yönelmiş kolektif aklın, kolektif şekilde eylemesi kadar güçlü başka bir şey yoktur. Bu gücün karşısında duramayacaklarını yönetenler çok iyi bilir. O yüzden örgütün olmaması için ellerinden geleni yaparlar. Basit hesapçılığa yönlendirir, çıkarlarınız bu değil derler. Herkesin bencil olduğu tabusunu yayar, örgütün özgürlüğün zıddı olduğuna dair ideolojiler üretirler.

Hiyerarşisiz, otoritesiz örgütler eşit hukuk yaratır. Kimse ast üst olmaz, her militanın düşüncesi mücadeleye katkı sunar ve mücadeleyi yaratır. Militanlar basit askerler değil birer öznedir. O yüzden gönüllülük en önemli başlangıçtır. Niyet varsa hem kendilerini hem de kısıtlılıkları aşmak için militanlar uğraşacaktır. Yalnız kaldığında her militan yeni bir yol açmak, yeniden örgütlenmek için çaba harcayabilecektir.

 

Ezilenlerin Kurtuluşu Kendi Eserleri Olacaktır

Örgütün devrimi kendisinin yapacağı gibi bir iddiası olmamalıdır. Bu ikameciliktir, bu kendini beğenmişliktir. Ezilenler yerine kendini koymaktır. Devrim ezilenlerin doğrudan eylemi ile gerçekleşebilir. Peki o zaman örgüt ne işe yarar?

Devrimci süreçlere girmeden önce örgüt kitleler nezdinde anti otoriter eğilimi güçlendirmelidir. Kimsenin buyurganlığı kimsenin yönetme isteği kitleleri dize getiremeyecek şekilde otorite karşıtlığı kök saldırılmalıdır. Örgüt yeni dünyayı kendi militanları arasındaki ilişkide, ezilenlerle ve onlar arasındaki ilişkide bulmalıdır.

Tarihsel devrimci hafıza, bir uyaran olmalıdır. Tarihin haklı çıkarttığı teorik ve ideolojik çıkarımlar yapmalıdır. Tüm bunları ezilenlerin içinden ezilenleri kendisine de örgütleyerek gerçekleştirmelidir. Herkes bu işe dâhil olacak gibi bir ütopyaya kapılmamalıdır. Çünkü mücadelenin yükseldiği zamanlarda baskılar artar, savaş çirkinleşir, ezenler tüm kozlarını oynarlar. Tüm bunlardan dolayı çoğu insan biat etmek zorunda kalır. Ezilenlerin de kaybedecekleri vardır. Ancak öyle zamanlar olur ki hiçbir şey bir ezilenin karşısında duramaz. Tek tutkusu özgürlük olur. İşte devrimci örgüt bu tutkuyu sürekli kılmalıdır. Çetin gitmeyen dönemlerde her yerde her alanda ezilenlerin kendi karar verme araçlarını yaratmalarını sağlamalı denizde balık olmalıdır. Hızlı zamanlarda yer altına çekilerek yoğun propaganda, ajitasyon, saldırı eylemleri örgütlemeli mücadeleyi kazanıma taşımanın umudu olmalıdır.

 

Toplumsal Alanda Var Olmak

Yoksulluğun ve dışlanmışlığın merkezi alanlarda ve bölgelerde politik radikalizmdir bizim ihtiyacımız olan. Bu alanları muhafazakârlığa, gerici güçlere terk edip; şehir merkezlerinde, kampüslerde, sosyal ortamlarda büyük eylemlilikler, büyük laflar etmek ne fayda… Bütün bunlar sistem içinde eriyip gitmektedir zaten. Hayatın zorluklarının kıyısındaki korunaklı alanlar terk edilmeli gibi bir iddiamız yoktur. Sadece bu alanlardaki keskinliğin bir yanılsama olduğunu bilmek ve siyaseten bir kopuşu öngörmek gerekmektedir. Bunun yolu ise üst perdeden siyaset yapmayı terk etmek ve burjuva zeminlerdeki siyaset anlayışıyla savaşmaktır.

 

Merkezi Örgütlenmeye Kaşı Otonom ve Federasyon

Devletsiz, otoritesiz bir dünya isteyenlerin kendi mücadele araçlarını otoriter ve hiyerarşik biçimlerle yaratmaları beklenemez. Merkezi bir organ tarafından kararların alındığı ve talimatların aşağılara iletilerek çalışan bir örgütlenme biçimini reddediyoruz. Böyle bir örgütlenmede militanların emirleri yerine getiren bir askerden farkı kalmayacaktır. Merkez ise eleştirilerden ve önerilerden uzak kalacaktır ve iktidar olmanın verdiği içi boş özgüven ile büyük hatalara düşecektir. Uyumlu militanların bir araya gelerek oluşturduğu otonomlar ve otonomların geri çağrılabilir temsilcilerle oluşturduğu federasyon böyle bir tehlikeden uzaktır. Militanlar kendi fikirleri ile mücadele pratikleri oluşturabilecekken bütüncül siyaset ve mücadele federasyon ile mümkün olabilecektir.

 

Ezilenler ve Emekçilerle Dayanışmayı Örgütleme

Ekonomik, sosyal, kültürel ve politik hiçliğe mahkûm edilmişlerin dayanışmayı yaratmak bir sürü nedeni vardır. Siyaset bu nedenlerin ve yönelimin açığa çıkartılması ve örgütlenmesi işidir. Çünkü dayanışma ortak akıl yürütmek, karar almak, uygulamak için gerekli tek temeldir. Dolayısıyla dayanışma döneme göre kullanılan bir araç değildir. Siyaset üretmenin ve politikleşmenin asli bileşeni, amacıdır.

Dayanışmanın amaçlaşması samimiyettir. Dayanışma büyüdükçe bu samimiyet kitleler ve devrimciler arasında büyüyecek; dayanışma siyaseten bir “doğru” olduğu için değil, yaşamın zorluklarına birlikte ve eşit göğüs germenin tek yolu olduğu için değerli hale gelecektir.

 

Burjuva Bireyciliğine Karşı Kolektivizm

Burjuva ideolojisi bireyciliği kutsar. Bireyci ideoloji için “ben” kutsal ve “ben”in istekleri her şeydir. Görev, sorumluluk gibi kavramlar bu nedenle “ben”i huzursuz eder. İlla ki bir özgürleşme pratiğinden bahsedilecekse bu; biricik “ben” ile başlar ve yine biricik “ben” ile biter. Fakat bu bir yanılsamadır.

“Ben”in var olabilmesi için diğer “ben”lerin olması gerekir. Dolayısıyla “biz” varsa “ben”in bir anlamı olur, “biz”in olmadığı bir yerde “ben”in olması mümkün değildir. Peki özgürleşme nasıl olacaktır? Ancak özneleşen bir ben özgür olabilir. Bu ise bizi ortadan kaldırmakla değil “biz”le bir kolektivizm yaratmakla mümkündür. Çünkü kolektivizm birlikte düşünmek, karar almak ve eylemektir. İktidar kolektivizmi parçalar ve benleri kendine tabi kılarak nesneleştirir.

 

Patriyarkaya Karşı Feminist Mücadele

Kadınlar görünmez emekleri, bedenleri üzerindeki tahakküm ile bu sistemde 2 kat ezilmektedir. Kadınların özgürleşmediği yeni bir dünya yeni bir yaşam yaratmaktan çok uzaktır. Anti otoriter olmak başta erkek egemen sistem ile hesaplaşmayı önümüze koyar. Anti-otoriter mücadele, sınıf mücadelesi ve kadın mücadelesi birbirinden ayrılabilir mücadeleler değildir. Biri olmadığı takdirde “özgürleşme” mümkün olamaz. Çünkü devlet kapitalizm ve patriyarka birbirlerini besleyerek ve birbirlerini yeniden üreterek devinmektedirler. Böyle bir yapı karşısında özellikle sınıf mücadelesi ile feminizm (bugüne kadar belki de sağlanamayan hatta yer yer birbiriyle çelişen) konumlarını terk edip eşgüdümle mücadele etmeleri gerekmektedir.

Eşgüdüm sağlanabilmesinin en önemli zemini bünyesinde; “özerk kadın örgütlemesi”ni koruyan devrimciler örgütüdür. Bu örgütün kurulması örgütün bünyesindeki kadınların işidir. İşleyiş, hukuk ve amaç yine bu kadınların tartışarak varacağı sonuçlarla şekillenecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s