MAHALLELER İDEOLOJİK SAVAŞ ALANLARIDIR!

Derin teorik analizlere, sayfalar dolusu metne ihtiyaç duymadan en başta, temel basit bir karşı duruşla;  ‘özgürlük ezilenlerle gelecek ’ diyerek nasıl siyaset geliştireceğimizi ve örgütleneceğimizi anlayabiliriz.

Teoriyi önemsizleştirme çabasından ziyade, karşımızda duran gerçeği kavramanın çok basit çok yalın anlaşılır olduğunu söylemeye çalışıyoruz. ‘Gerçek’ derken varoluşsal siyasal bir sıkıntı anlaşılmalı, debelenip duran,  sahte aidiyetlerle aslında olmak istemediği bir rolü oynayıp, olması gerektiği zaman da yanlış rolde olduğunu anlayıp gidip başka bir oyunu oynamayı tercih eden insan ve organizasyon çöplüğü diyebiliriz siyasete. Bunun için biz bir ilk adımla başlıyoruz, ezilenlerin içinde arayacağız özgürlüğü diyoruz. Ne kendi içine hapsolmuş küçük uyum grupları olarak merkezde kendi başına, ne akademilerde bulunamayacak özgürlük. Dışarıdan onlara sunulan özgürlükler de ezilenlerin özgürlüğü olmayacaktır. Ezilenlerin içinde bir şey olma isteğimiz varlığımızı belirleyecektir, bunu anlamanın basit olduğunu söylüyoruz, bu ne olmak isteğimizle ilgilidir, bu devrimciliktir.

Ezilenlerin içinde ezilenlerle birlikte siyaset üretmenin bir yöntemi olan mahalle çalışmasının ideolojik kazanımlarını anlamaya çalışacağız.

Bugünkü halk örgütlerinin gelişim süreçlerinde izledikleri yöntemler, onların devrimci çalkalanma dönemlerinde ortaya koyacakları refleksleriyle doğrudan ilişkilidir. Biz anarşist komünistlerin de mahalle çalışmasında kendine perspektif olarak seçtiği düzlem bununla alakalıdır. Sınıf mücadelesinin gerilediği, kitlelerde ve devrimci hareketlerde görülen durağanlık ve sinmişlik halinin olduğu bu dönemlerde devrimciler kendilerine rehber olacak bir tutuma ihtiyaç duyarlar. Devlet, faşist baskı ve terör yaymakta, ideolojisini güçlendirmektedir, cezaevleri, adalet kurumları, kolluk kuvvetleri, tarikatları vs. bütün sahip olduğu imkanlarla halka karşı saldırılarını arttırmış bulunmaktadır. Bu tür dönemlerde gelişimimizle paralel olarak biz de mevzi mevzi devlete karşı olan savaşımızı sürdürüyoruz.

Bir mevzi olan mahalle çalışmasında da mümkün olabilecek en güçlü halk örgütlülüğünü yaratmanın yollarını aramalıyız. Tarikatların, uyuşturucu ve çetelerin kol gezdiği mahallelerde olmalıyız. Sistemin ideolojisinin karşısında biz de kendi örgütlülüklerimizle yerimizi alıp savaşı sürdürmeliyiz. Sınıf mücadelesi sürekli bir savaş halidir, 80’ lerden beri ülkemiz solunun boşalttığı, savaşı yarım bıraktığı bu alanlarda bugün devlet kendi ideolojisini yayıyor. Bizler de bu alanlarda var olarak devlete karşı kendi kültürümüz, kendi ideolojimiz, kendi geleneğimizle bir alternatif olmalıyız.

Çalışmaya elverişli olduğu halde hiçbir devrimci çalışma yürütülmeyen yüzlerce mahalle var bugün. Dayanışma kültürünün yayılmadığı bu alanlara devlet, uyuşturucu ve çeteleriyle girip kültürel ve sosyal bozunumu arttırma yöntemiyle köle düzeninin sürmesini sağlamlaştırıyor, tarikatlarıyla da insanların umutlarını sömürmeye başlıyor. Sessiz, duyarsız, birbirine yabancılaşmış yeni bir kuşak yaratıyor.

İlk tutacağımız mevzi bu yönelim mevzisi olmalıdır. Mahallede var olmak insanlara temel bir alternatif sunar, bu alanda kendi dayanışma kültürümüzü yayabilir, insanlara tutunabilecekleri farklı sosyal-kültürel alanlar sağlayabiliriz. Tarikatların, uyuşturucu ve çetelerin karşısında, devletin karşısında kazandığımız ilk mevzidir bu. Bugün savaş her zamanki gibi silahlarla yürütülmüyor, teknolojik gelişim, tüketim çılgınlıkları, her yere yayılan AVM’ler, televizyonu-medyası her türlü imkanlarla devlet kendi ideolojisini kullanarak, bu silahla savaşmaktadır halka karşı. Biz de mahalleri bir ideolojik savaş alanı olarak görüp bu alanlarda çalışma yürütmeyi kendimize yöntem edindik. Bunu sağlamanın da çeşitli yolları mevcuttur, kültür dayanışma dernekleri, kooperatifler gibi bir çok kitle örgütü kurulabilir, sosyal kültürel dayanışma ağları yaratılabilinir. Gücümüz ve gelişimimiz doğrultusunda da mahallenin çeşitli problemlerine karşı çözüm arayışlarıyla, bu sosyal kültürel alandan hareketle mücadele ve mahalle politik değişimler gösterebilir.

Kitlelerin durağanlıkları ve kabul etmiş, sinmiş gözükmeleri yanıltıcı olmamalıdır. Yükselen faşizm ve sömürü devleti, halkın kendisine karşı olan kinini de büyütmektedir. Bugün akın akın kitle örgütlerine geliş yok, yükselen bir sınıf mücadelesi de yoktur. Bizim için önemli olan bir insanı dahi dönüştürebilme gücüdür, mahalle çalışması sabır isteyen ve yavaş ilerleyen bir pratiktir. Bütün bu hazırlık süreci boyunca yılgınlığa yer vermemeli, o bir insanın dahi kinini eyleme dönüştürmesini devlete karşı bir mevzi olarak görmeliyiz. İnsanların düşünme alışkanlıklarını değiştirecekleri bir yönelim alanı yaratmalıyız.

Bu yönelim alanları yarının örgütlülük alanları olacaktır. Kimi mahallelerde bu alanlar örgütlülük alanı halini almışlardır bile. Bütün bu mücadele döneminde devrimcilerin halktan öğreneceği çok şey olacaktır, mahallelere biz biliyoruz ve size öğretmeye geldik tarzıyla değil, küçük basit ama önemli bir pozisyon tutarak, her zaman onlardan öğreneceğimizi, ezilenlerin gerçeğini tanıma ve kendi gerçeğimizle mücadele bilinciyle bir başlangıç, sürekli bir yeniden başlangıç yapılmalıdır. Amacımız halkın kendi örgütlülüklerini yaratmasını sağlamasına yardımcı olmaktır.         Anarşist komünizm, yaşamın bütün alanlarında, halkın ihtiyaçlarına göre kendi örgütlülüklerini yaratmasını, bu örgütlülüklerin de gönüllü özgür birlikteliklerle dayanışmasını ve yaşamı kurmasını savunur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s