ANARŞİST KOMÜNİZM

Anarşist Komünizm Nedir?

Böyle kısa bir metinde tarihsel gelişimi 150 yılı aşmış bir mücadele pratiğini dört başı mahmur bir şekilde ifade edebilmek elbette zordur. Fakat asıl zorluk anarşist komünizmden önce belki de, Türkiye coğrafyasında neredeyse hiç anlaşılmamış, anlaşılan kısmı ise muhtemelen yanlış anlaşılmış olan anarşizmi bir noktaya oturtabilmektir. Anarşizmin düşünsel, teorik ve pratik düzeyde inceltilerek devrimci bir kimliğe büründürüldüğü noktada ise karşımıza anarşist komünizm çıkacaktır.

Anarşizm günlük dilde kulağımıza “trafik anarşisi”, “tribün anarşisi” vb. gibi ilginç biçimlerde çalınır. Bu kullanım biçiminde medyanın dezenformasyon (bilgiyi çarpıtma) teknikleri geniş yer tutar. Öğrenmenin, sorgulama ve araştırma çabası üzerinden değil de, görülen veya duyulanla sınırlı olduğu bir toplumda bu sonuçla karşılaşmak şaşırtıcı değildir. Lakin bu durum, siyasal olarak anarşizmi kendisine bir mücadele anlayışı olarak kabul eden insanların omuzlarında ciddi bir kamburdur. Yalnız iş burada kalsa bir ölçüye kadar anlaşılır sebeplerden ötürü makulleştirilebilir. Birçok sosyalist/marksist hatta anarşistin dahi anarşizmi kendi kaynağından öğrenmek yerine, kendilerine iletilenle sınırlı bir çizgiden değerlendirmesi ise acı bir tabloyu ortaya koymaktadır. Bu acı tablo coğrafyamızda anarşizm kadar yanlış anlaşılmış başka bir anlayış olmadığı sonucuyla bizi karşı karşıya bırakmıştır.

Anarşizm prensip olarak otoritenin siyasal anlamda ortadan kaldırıldığı, insanların toplumu herhangi bir otoriteye ihtiyaç duymaksızın kurgulayarak özgürce kabul edilmiş prensiplerle işletebileceğine inandığı bir toplum vizyonudur. Bu tanım inceltildiği ölçüde tanıma ve gelecek vizyonuna ilişkin farklı modellemeler ve mücadele biçimleri ortaya çıkmıştır.

Tüm siyasal mücadele geleneklerinde olduğu gibi, anarşizm içinde de böyle farklılaşmış ve gelişim çizgisi içerisinde neredeyse birbirinden tamamen kopmuş ancak aynı üst tanım biçiminde ortak görünen bir dil ortaya çıkmıştır. Marksizmde bunun örneklerini Stalinizm, Maoizm, Troçkizm veya Leninizm olarak görebildiğimiz gibi, anarşizmde de bu farklılaşma, bireyci anarşizm, sentezci anarşizm, anarşist komünizm veya kolektivist anarşizm olarak ortaya çıkmıştır.

Anarşizmin bu kapsamda, tüm özgürlükçü fikirleri veya bu fikirleri savunan insanları kapsayan genel geçer bir teorisi ve politik biçimi yoktur. Anarşist komünizm, anarşizmin bu genel geçer fikirler yığını içerisinde derinleştirilmeye çalışıldığı ve toplumsallaştırma hedefiyle ifadelendirildiği özel bir biçimidir. Anarşist komünist tezler, özgürlükçü fikirlerin toplumsallaşarak devrimci bir çizgide geniş insan kitlelerinin özlemlerine tercüman olduğu nadir tarihsel örnekler üretmiştir. 20. Yüzyılın ilk yarısındaki iki tarihsel örnekte de anarşist komünizmin bayrağı net bir biçimde görülür. İspanyol devrimine rengini ve karakterini veren C.N.T/F.A.I organizasyonu, ilke olarak anarşist komünizmi savunduğunu 1927 Zaragoza kongresinde açıkça deklare etmiştir.  Öyle ki, C.N.T, İspanyol devriminin faşizme karşı iç savaşa dönüştüğü 1936 yılında, anarşist komünist ilkeler çerçevesinde 1.5 milyon civarında üyesiyle tarih sahnesindeki yerini almıştır. Benzer bir şekilde, Rus Devrimi boyunca Ukrayna topraklarında özgürlükçü komünist bir şiarla çok geniş bir coğrafyada anarşist komünist mücadeleyi sırtlayan ve 400 bin kilometrekarelik bir ülkede yaklaşık 3 yıl boyunca köy komünleri kurarak anarşist komünist idealleri hayata geçiren Mahno önderliğindeki harekette, bu anlamda tarihteki özel yerini almıştır. Bu örnekler dışında, Güney Amerika’dan, Uzak Doğu’ya, oradan çeşitli Avrupa ülkelerine dek birçok farklı coğrafyada da, anarşizmin devrimci taleplerinin hayat bulduğu örnekleri ifade etmek mümkündür.

Bu metin kapsamı ve kurgusu itibariyle elbette anarşizm ve anarşist komünizme ilişkin tüm sorulara yanıt verebilme iddiasında değildir. Bu yüzden metnimizi, anarşist komünizmin belli başlı temel prensipleri üzerinden olabildiğince sade ve anlaşılır bir dille sınırlama zorunluluğu doğmuştur.

 

Neden Komünizm?

Anarşist komünizm, son kertede komünist bir toplumu öngörmektedir. Bu öngörü dahilinde anarşist komünizm genel bir anarşist söylemden özel bir biçimde ayrılır. Komünizm, devlet de dahil olmak üzere insanın ve toplumun üzerinde yükselen her türlü otoriter mekanizmanın işlerliğini yitirdiği ve kitlelerin kendi özgün yaratıcı inisiyatifleriyle, komünler veya meclisler temelinde yeniden örgütlendiği bir toplumu ifade eder. Dolayısıyla komünizm kavramsal olarak ortaya çıktığı ilk dönemden itibaren devletsiz özgür komünler toplamı olarak tanımlanmıştır. “Komünist Devlet” diye bir tanım veya ifade biçimi ilke olarak baştan aşağı yanlıştır çünkü komünizm aslen devletin ortadan kalktığı bir durumun adıdır. Dolayısıyla Sovyetler Birliği, Küba veya Kuzey Kore gibi devletlere atfedilen “komünist devlet” sıfatının, yazının başında da değindiğimiz basit bir dezenformasyondan öte bir anlamı yoktur. Aynı şekilde Marksist literatürde de komünizm, devrimci mücadelenin son aşaması, devletin kendi kendine sönümlendiği ve devlet organizasyonuna artık gereğin kalmadığı bir nihai dönemi ifade eder. Bu nedenle prensip olarak komünizm savunusu, bazı anarşistlerin bildiğinin veya iddia ettiğinin aksine, devletsiz bir özgür toplumu savunmak anlamına gelmektedir. Anarşist komünizm ile marksizmin ayrıştığı nokta, bu hedefe gidilen yol boyunca nasıl bir modelleme ve mücadele çizgisi ürettiği ile ilgilidir.

Anarşist komünizm, komünist topluma ancak özgürlükçü bir takım yöntemler bütünüyle gidilebileceğini savunur. Felsefi anlamda özgürlükçü bir hedefe ancak özgürlükçü bir takım yöntemlerle ulaşılabilir. Siyasetin makyevelist anlamda “amaç aracı meşrulaştırır” söylemi, anarşist komünizmin devrimci prensipleri gereği reddedilir. Amaç (komünizm), hangi yüce veya ulvi değeri içeriyor olursa olsun, ona gidilecek yolun yapı taşları amacın içeriğinden bağımsız düşünülemez. Yolun kurgusu, hedefin içeriğini de en güçlü biçimde belirler.

Komünizm kutsanmış bir gelecek hayalinden çok, bugünden yarına gelişen dinamik bir toplumsal dönüşüm olarak okunmalıdır. Haliyle belli başlı bir takım aşamalardan geçeceği ve mücadelenin bir süreç işi olduğu ihmal edilemez. Lakin, arzu edilen siyasal hedeflere bir çırpıda ulaşılamayacağı gerçeği, bu hedefle çelişecek yol ve yöntemleri referans almayı haklı çıkarmamaktadır.

Anarşist komünizm, varsaydığı komünist hedeflere ancak bu hedefle uyumlu yöntemlerle ulaşılabileceğinin altını çizer. Komünizm devletsiz, otoritesiz ve özgür bir toplumu öngördüğü ölçüde, anarşist komünizm de mücadelesini bu temel ilkeler üzerine bina eder. Tam da bu noktada anarşist komünizmin otorite algısının ne olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Otoritenin genel tanımı ve anarşist komünizm açısından anlamı işlendikten sonra, anarşist komünizmin mücadele anlayışı başlığı altında, sınıf mücadelesi, örgütlü mücadele, ilkeli örgütsel faaliyet ve federalizm gibi belli başlı argümanlar üzerinde durarak bu kısa çalışmamızı tamamlayacağız.

 

Otorite

Anarşist komünizm otoriteyi reddeder. Otorite insanın dışında, onun üstünde ve ona yabancı bir varoluşu ifade etmektedir. Kurumsal otorite her daim küçük bir azınlığın çok büyük kitlelere tahakkümü üzerine kurulmuştur. Otoritenin dayanağı, varsayımsaldır. Küçük, elit bir azınlığın hepimizin ortak iyiliği için hepimiz adına karar verebilme yetkisi, çoğunluğun bu yeterlilikten yoksun olduğu varsayımından doğar. Bilgi bu noktada kritik bir öneme sahiptir ve bilginin bazı kişilerde toplanması otoritenin meşruiyet alanını oluşturur. Elbette sadece bilginin tekelleşmesi ile değil ancak o bilginin kullanıcıları, baskıcı, despotik veya genel rızaya dayalı demokratik araçlarla otoritesini sürekli kılmasını sağlayacak mekanizmaları da üretir. Otorite zor yoluyla işlerlik kazanabildiği gibi, özellikle modern çağlarda rızaya dayalı bir mekanizma da ortaya çıkartmıştır. Rızaya dayalı otorite, zor yoluyla kurulan otoriteden daha etkili bir güç halini almıştır. 20.Yüzyıl kapitalizminin başarısı da burada gizlidir. Kalabalık insan toplulukları kendileri için daha iyisini kurgulayacak ve uygulayacak olanları kendi rızalarıyla yetkilendirme konusunda hem psikolojik hem de bilişsel anlamda oldukça eğilimlidir. Böylece otorite, kaçınılmaz hatta vazgeçilmez kılınmıştır.

Siyaset otoritenin çizdiği sınırların dışında düşünülemez. Faşist ideolojinin toplumu kendi algısı çerçevesinde baskıcı ve manüplatif bir otorite kurgusuyla hizaya çekmeye çalışması kulaklara ne kadar olağan geliyorsa, otoriter olmayan, eşitlikçi ve özgür bir toplum için mücadele eden ideolojilerin de, başka bir kulvardan, otoriter bir siyasal çizgi üretmeleri o kadar olağan gelmektedir. Bu kapsamda otorite, sağdan ve soldan birçok ideolojik referans için elzem meşru modeldir.

Anarşist komünizm mücadelesini otoriter olmayan, özgürlükçü araçlarla geliştirme amacıyla hareket eder. İnsan varoluşunun otoriter düşünce ve zihniyet yapısıyla doğrudan hesaplaşmasının, toplumsal dönüşümü özgürleştireceğine inanır. Mücadele, karşı çıktığımız mevcut sömürü düzeninin yerine, adı değişmiş başka bir sömürü düzeni kurgulamak değildir. Asıl mücadele, bugünden başlayan bir değişim, dönüşüm sürecini, yeni ilişkiler ve anti-otoriter eğilimlerle hayata geçirmektir.

Toplumsal yaşamın bunca karmaşık organizasyonu içinde otoritenin gerekli hatta kaçınılmaz olduğunu düşünmek birçok insan için son derece olağandır. Ancak bu olağanlaştırmanın hemen ardından, aynı insan topluluklarının, kendi yaşamlarını ilgilendiren birçok konuda neden fikirlerinin alınmadığı veya kendilerine danışılmadığı konusunda bolca itiraz ve hayıflanma içerisine girdikleri de aşikardır. Otorite temsil yetkisini bir kere aldı mı, o yetkiyi ondan geri istemek için yine o otoritenin koyduğu kurallar çerçevesinde bir takım mekanizmalar işletilebilir.

Modern demokratik toplumlarda belli periyotlarla işletilen seçim mekanizmaları, geniş halk kesimlerine yönetime katılma ve yönetimde söz hakkını kullanma yanılsaması üretmek için kurgulanmıştır. Oysa bu mizansen, işleyen kapitalist sömürü düzeninin bazı aksaklıkları gidermek ve çarkı daha iyi dönsün diye yağlamak ötesinde anlam taşımaz. 19. Yüzyıl anarşistlerinden Bakunin bu mizanseni şöyle tanımlamıştır:

“Seçimlerle düzen değiştirilebilseydi, seçimler hiç yasal olur muydu?”

Otorite bir insan yönetme biçimi olduğu ölçüde anarşist komünizm tarafından reddedilmiştir. Anarşist komünizm insanı değil, eşyayı ve maddeyi yönetmek gerektiğini ifade eder. Eşyanın ve maddenin tüm toplum yararına ve yine komünler/meclisler şeklinde örgütlenmiş bir toplum tarafından ortak akılla yönetimi, üst bir otoriteyi gerektirmeyecektir. Orada sadece bu meclisleri oluşturan unsurların özgür seçilimi ve derhal geri çağırılabilme ilkesi yeterli olacaktır. Otoriteye karşı antikorları oluşmuş bir toplumsal yapının zaten doğacak her türden otoriter eğilimle hızla hesaplaşarak gerekli özgürlükçü refleksleri gösterebileceğine olan inanç, insana duyulan inanç ve güvenle eşdeğerdir.

Anarşistlerin otoriteyle ilişkileri hep sorunlu olagelmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte gelişen yeniçağ anarşizmi, kapitalizmi devrimci bir yöntemle ve organizasyonla devirme fikrinden hızla uzaklaşarak, en ufak örgütlü mücadele çabasını dahi otoriter eğilimleri beslemekle suçlayacak kadar ileri gitmiştir. Böylece ortalamacı, sistemle marjinal bir isyan kültürü üzerinden yalıtık bir kavganın ötesinde son derece uyumlu bir çizgi, genel anarşizm içinde ağırlık kazanmıştır.

Anarşist Komünizmin Mücadele Anlayışı

Anarşist Komünizm toplumun en genel anlamıyla ezenler ve ezilenler şeklinde örgütlendiğini söyler. Ezenler dünün dünyasında tiranlar, krallar, padişahlar vs. iken, bugünün toplumlarında kapitalistler, para babaları, uluslar arası şirketler ve onların global ölçekli kurumlarıdır. Ezilenler ise tarih içerisinde hep mülksüzler, köleler, serfler, kullar, tebaalar, işçiler, emekçiler ve çalışanlar olmuştur. Tarih bu anlamıyla ve en geniş yelpazeyi kastedecek olursak, her çağda o çağa özgü sınıf mücadeleleri pratiği içinde gelişmiştir. Anarşist komünizm toplumların bu tarihsel gelişimi içerisinde açıkça tarafını belli eder.

Anarşist komünizm veya kavramı daha geniş bir anlamıyla kullanacak olursak, anarşizm, yönetenlere, ezenlere ve efendilere karşı içgüdüsel bir isyanın adı olmuştur. Bu isyan bir devrimci proje veya sistematik devrimci bir teorik yönelim halini ise 18. yüzyıldan başlayarak almıştır. Adı, insanlık tarihinin ezmeye ve sömürülmeye karşı başlattığı amansız mücadeleden çok çok sonra konmuş olsa dahi, anarşizm özgürlük özlem ve tutkusunun insanlık tarihi kadar eski savunusudur.

Anarşist komünizm egemene, sömürücüye ve efendiye karşı girişilen bu isyan tarihinin, sistematik bir sınıflar mücadelesi tarihi şeklinde işlediğini söyler. Günümüz birçok anarşistinin inkar ve reddettiğinin aksine anarşist komünizm sınıflar mücadelesinin varlığını ve temel önemdeki gücünü yadsımayarak bu mücadelede taraftır. İnsanlığın kurtuluşunun sınıflar mücadelesinin özel bir seyrinde, ezilen, yok sayılan ve sömürülenler tarafından girişilecek topyekün bir mücadeleyle sağlanabileceğine inanır. Günümüzde birçok ideoloji, kapitalizmin ideolojik hegemonyası karşısında tutunamayarak yeni formüller üretmiş, bu yeni formüller aracılığıyla kapitalizmle uzlaştığı, sistem içi bir muhalefeti yeterli görür hale gelmiştir. Sosyalizm veya anarşizm, bu anlamda her ikisi de belli ölçülerde bu kirlenmeden muzdariptir. Bu kirlenmeden kurtulmanın tek yolu, teorik/politik/ideolojik düzeyde net ve bir o kadar da kararlı bir çalışma prensibini yılmadan ve her alanda ısrarla sürdürmektir.

Anarşist komünizm sınıf mücadelesindeki tarafını mücadelenin emekçi ve ezilen sınıfların bağrında ve onlarla birlikte yürütüldüğü bir alanda geliştirmeye çalışarak gösterir/göstermelidir. Emekçiler ve ezilenler, çözümlemeleriyle onlara yol gösterecek ve onlar adına özgürlüğü vaat edecek aklı evvel öncülere ihtiyaç duymadığını defalarca göstermiştir. Anarşist komünist ideoloji, ezilenlerle yan yana, onlardan mücadeleyi ve yaşamın gerçek dinamiklerini öğrenerek eşit bir ilişkilenme ile var olmayı gerektirir. Bu anlamıyla mücadele aslen ezilenlerin kendi yaşamlarını ele geçirme ve özgürleşme çabalarının ürünü olacaktır. Anarşist komünizm bu noktada mücadelenin seyrini özgürlükçü bir kulvarda tutabilmek ve devrimci mücadeleyi yayabilmek için gerekli katalizörlük görevini görmek dışınca ancak mücadelenin karanlık anlarında yolu aydınlatan bir fener görevi görebilir. Ve bu görev ne bir kişinin ne bir örgütün ne de bir otoritenin tek başına harcı olarak kabul edilemez.

Anarşist komünizm örgütlü bir mücadeleyi öngörür. Bu haliyle de reel birçok anarşist tarafından bir örgütlenme önermesi içerdiği için çarpık bir şekilde otoriter ithamlara maruz kalmıştır. Fakat örgüt ve örgütlenme denince aklına otoriteden başka hiçbir şey gelmeyen sol/sosyalist/anarşist her kimse, en iyi niyetle bilgisizlikten, en kötü niyetle ise kara çalmaya çalışmaktan başka bir şey yapıyor değildir. Örgütlü mücadele özgürlükçü fikir ve mücadele anlayışını yadsımaz, aksine onu destekler ve besler. Ortak akılla üretilmiş ve tüm bileşenlerin katılımı, özgür iradesi ve söz hakkı üzerinden belli ilkeler çerçevesinde oluşturulmuş bir örgütlenmenin mücadeleye katacağı güç, bir otoritenin bu mücadeleyi gerekli gösterme çabasından çok daha sahici sonuçlar üretir. Her birey, grup veya organizasyonun kendi sözünü eşit ölçüde dillendirdiği ve hem oluşumundan hem de sonuçlarından tam anlamıyla sorumlu olduğu bir örgütlenme şeması oluşabilecek en sağlam organizasyon olacaktır. Çünkü baştan sona yaratıcılığı ve fikirsel etkinliğiyle bir sürecin öznesi olan etmen; o mücadelenin gelişimi ve sorunlarıyla doğrudan da ilgili olacaktır. İnsan içinde olduğu ve sözünü söyleyebildiği süreci sahiplenir, birileri adına ve birilerinden icazet, izin veya görevlendirmeyle, kendi fikrinin hiçliği arasında sürdürülen işten son kertede hayır gelmeyeceği açıktır. Bu anlamda anarşist komünizm özgür katılımlı, ortak ilkelerle çerçevesi çizilmiş ve kural ve kararlarının kolektifçe belirlendiği örgütlü bir süreci, devrimci mücadele adına gerekli ve hatta zorunlu görür.

Anarşist komünizm örgütlü mücadeleyi ilkeli bir zeminde tarif eder. İlkeler, temel prensipleri, işleyişi ve elbette mücadelenin sınırlarını belirler. İlkeler hem tarihsel referanslardan ve teorik yönelimlerden hem de konjonktürel, dönemsel süreçlerin nasıl işletileceğinden sorumlu olur. Elbette ilke, temel düşünsel özgürlükçü ideallerimizle aykırılık barındırmamalıdır. Hiçbir koşul, yazının başında da değindiğimiz gibi, temel ideolojik ilkelerle çelişmemeli, kısa vadeli amaç ve çıkarlar uğruna temel prensipler göz ardı edilmemelidir. İlkeler tüm bu bütünün doğru bir mücadele çizgisinde birleştirilmesine hizmet etmedikten sonra anlamsızlaşacaktır.

Anarşist komünizm merkeziyetçi siyasal angajmanları dışlar. Merkezci siyaset algısı, her derde deva, tek elde toplanmış bir otoriteyi gerektirir. Anarşist komünizm böyle bir merkezciliğin karşısına federatif modeli önerir. Federalizm anarşist komünizmin gelecek kurgusunda da en belirleyici kavramların başında gelir.

Ezilenlerin kendi ihtiyaçlarından doğan ve kendi inisiyatifleriyle örgütledikleri özerk bölgesel/yerel Sovyet, komün veya meclislerin genel koordinasyon biçimi federalizm olarak ifadelendirilebilir. Yerel meclis veya komünler, kendilerini ilgilendiren hiçbir konuda üzerlerinde tanımlanmış merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymak zorunluluğu taşımazlar. Yerel komünler aynı zamanda, genel süreçleri işletmek ve genele dair sorunlarda öneriler getirmek için oluşturulan koordinasyon biçimi olarak federal veya konfederal organizasyonun doğal üyeleridirler. Özgürce seçilmiş, sadece belli başlı konularda yetkilendirilmiş temsilcileri aracılığıyla bu özerk komünler, federatif modelde kendi söz, öneri ve karşıt fikirlerini ifade ederler. Kararların nasıl alınacağı ve uygulanacağı konusunda federatif modelleme çeşitli alternatif rol ve biçimler üretebilecektir. Komünlerin temsilcileri sadece belli başlı konularla sınırlı kalmak kaydıyla yetkilendirilerek, gerekli görüldüğünde derhal geri çağırılabilme hukuku üzerinden temsil yetkilerini kullanırlar. Böylece bir nevi “doğrudan temsil” doğar. Belli bir coğrafya genelinde düşünebileceğimiz bu kurgu, özgür komünler federasyonu şeklinde tanımlanacaktır ki, bu federatif anlayışın arkasında güçlü bir örgütlü toplum yatar.

Burada değinilen federasyon öngörüsü elbette ki bir kurgudur. Kapitalist dünyayı yerle bir ederek devrimci bir dönüşümü başarmış bir toplumun böyle zorlu bir sürecin ardından, devrim sonrasını organize etmekte, bizim şimdi ifade ettiklerimizden çok daha yaratıcı modeller üretebileceğini düşünmemek için hiçbir sebep yoktur.

Otorite topluma bu anlamıyla açık bir biçimde güvensizlik taşımanın doğrudan olmayan ifadesidir. Topluma, ezilenlere ve devrimci özgür güçlere güvenmeyen veya inanmayan bir ideolojinin, her şeyi herkesten çok daha iyi bildiğini iddia eden bir çeşit ulu önderlere ve tabi ki bu önderleri kutsayacak bir tartışılmaz otoriteye ihtiyacı olacaktır. Ancak anarşist komünizm açısından bakacak olursak, sorun mücadelenin sürdürücüsü asli özneler olan emekçiler/ezilenlerde değil, onların yaratıcı güçlerine ve devrimci özlemlerine her nedense bir türlü güvenemeyen ve onlar adına en iyisini yaratacağını varsayan tartışılmaz otorite sevicilerdedir.

Devrimler ve karşı devrimler tarihi göstermiştir ki, bu otoriter özgürleşme projelerinin hiçbiri istenilen sonuçları doğurmamış, aksine eskisini aratır düzeyde tiranlıklar ve despotizmler üretmiştir. Başlangıçta tüm insanlığın kurtuluş ümidini cisimleştiren bu tarihsel devrimci dinamiklerin vardıkları sonuçlar itibariyle, insanlığın kurtuluş umudunu on yıllarca geriye attıkları ve umutsuzluğun kaynağı haline geldikleri üzücü bir gerçektir. Federalizm bu anlamda her derde deva bir ilaç olmaktan ziyade, toplumsal dönüşümün öznelerinin yaratıcılığına izin veren anti-otoriter bir rol modeldir.

Sonuç

Bu kısa broşür çalışması, misyonunu, anarşist komünizm savunumuzda temel olarak nitelenebilecek belli başlı birkaç noktaya değinmekle sınırlandırmıştır. Bu nedenle derinlemesine bir tartışma sürdürmekten özellikle kaçındığından dolayı, muhtemel bazı değinmeler eksik, bazılarıysa bazı sorulara yeterli yanıt verememiş olabilir.

Ancak bu çalışmayı bir dizi haline getirme amacımız kapsamında, değişik başlıklar altında tartışılabilecek onlarca soru ve soruna başka broşürler aracılığıyla yanıt aranmaya çalışılacaktır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s