Anarşizm Nedir? Ne Değildir?

Untitled-1

ANARŞİZM NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Anarşizm genel anlamda, hükmetme ve yönetme-yönetilme ilişkilerinin ortadan kaldırıldığı bir toplumsal formasyonu hedeflemektedir. Bu hedef, beraberinde tüm baskı mekanizmalarını nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte tasfiye etmeyi içermektedir. Bireyin yaşamın organizasyonunda maksimum katılımının sağlanması ve bu hakkın koruma altına alınması genel anarşizm tartışmalarının öncüllerindendir. Bu talebin gerçekleşebilir olmasının yolu özgür inisiyatifi tanıyan toplumsal bir örgütlülükten beslenmesiyle mümkündür. Haliyle bireyin özgürleşmesinin toplumsal bir özgürleşme projesinden bağımsız düşünülemeyeceği kanaatindeyiz. Bu proje insan topluluklarının kolektif ve bireysel her türlü gereksiniminin karşılanabilme olasılığında yatmaktadır. Olasılığın gerçekliğe dönüşmesinin yolu ise bugünkü toplumsal organizasyonla; daha açık bir ifadeyle kapitalist sistemle yüzleşmekten geçer.

Kastedilen sadece kapitalizmin ekonomik hegemonyası değildir elbet. Çünkü kapitalizm varoluşunu sadece ekonomik egemenliğine yaslamamaktadır. Aksine, daha çok yarattığı yanılsamayla başarmaktadır bunu. İnsanlara başka bir alternatifin olmadığına, çeşitli ideolojik manipülasyon araçlarıyla inandırmayı bir şekilde başarmıştır. İdeolojik manipülasyon kendisini yabancılaşma, bunalım, yalnızlık, çıkışsızlık gibi bir takım özelliklerle destekler. Bireyler ve toplumlar bu saldırı araçlarını bilince çıkaramadıkları ölçüde yanılsama güçlenir ve kapitalizm gerçek egemenliğini, özellikle de insanların rızasına ve desteğine dayalı egemenliğini kurmuş olur.

Kapitalizme bir şekilde alternatif olduğunu iddia eden tüm ideolojik dönüşüm modelleri de yukarıda bahsi geçen tablodan muaf değildir. Özellikle son yarım yüzyılda yaşanan gelişmeler göstermiştir ki, devrimci siyasette bu yozlaşmadan nasibini almaktadır. Post-modern kültürün gelişimi ve liberal politikanın hakim anlayış halini alması, beraberinde devrimci yönelimlerin dünyayı anlama ve açıklama çabalarındaki yetersizlikle birleşince; hakim ideoloji tarihin sonunun geldiğini ve insanlığın son umudunun kapitalizmde olduğunu fütursuzca tekrarlar olmuştur. Gelinen bu noktada, bugün anarşizmin yaşadığı evrim ve yanılsamanın anarşizm açısından taşıdığı önem bizlerin önceliği gibi görünmektedir.

Yanılsamanın Terk edilişi:

Bugün en geniş anlamda kapitalizm çağımıza damgasını vurmuş durumdadır. Geçmişte yaşanmış isyan pratiklerinden ve özgürlükçü deneyim zenginliğinden bugüne taşınabilen miras, kapitalizmin gerçekliği karşısında güzel bir nostalji olmaktan öteye geçememektedir. Küreselleşmeyle birlikte yaygınlaşan liberal politikalar kendi içinde karşılanabilir bir özgürlük mit’i sunmuş, piyasa denen olgu her türlü talebe cevap verebilen güçlü bir varoluş edinmiştir. Tüm bunlar yanılsamanın ilk yüzüdür. Kapitalizm ve onun egemenlik ilişkileri kendi dilini yaratmış, o dil tüm kavram ve algılayışları içi boş birer söyleme dönüştürmüştür. Bu etkiden, özellikle her türlü ideolojik alternatif ziyadesiyle nasibini almıştır.

Bu bağlamda anarşizm kavramı tarihsel iddiasından ve yöneliminden bağımsız içi boşaltılmış bir özgürlük talebiyle özdeşleşmiş haldedir. Hali hazırda kapitalist varoluş insanlığa ihtiyacı olan özgürlük duygusunu bir takım halüsinasyonlarla enjekte etmekte, dolayısıyla o özgürlük talebinin ideolojik arka planının özel bir değeri kalmamaktadır. Özgürlük internette aranan bir ürün halinde algılanır olmuş, her türlü insana ait ilişki formu piyasa koşullarıyla alınıp satılabilen nesnelere dönüşmüştür.

Kavramların altı bu şekilde boşaltılırken anarşizmin bu kavramları yeniden tanımlaması ve onlara sahip çıkması oldukça önemlidir. Elbette yanılsama sadece bununla sınırlı değildir. İdeolojilerin tarihsel anlamları ve içerikleri boşaltılırken onlara yeni anlamlar yüklemekte kapitalizm açısından zaruri idi. Dolayısıyla bu çerçevede anarşizme de bir takım anlamlar yüklenmiştir.

Anarşizm daha çok birey olmaktan çıkartılıp bireyci, egoist bir kimliğe büründürülmüştür. Her istediğini yapmayı marifet ve ideoloji sanan bu algılayış, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazla zarar vermiştir anarşizme. Sıkıntı yaratan asıl konu, anarşizmi savunduğunu iddia eden insanların bu etkiye neredeyse sorgusuzca açık olmuş olmalarıdır. Kapitalizmin yarattığı ve yaratmayı amaç edindiği birey tipine bu haliyle anarşist birey oldukça uymaktadır. Sorumsuzluk, başına buyrukluk ve ilkesizlik, haliyle ahlaksızlık kapitalizmin düşman olmadığı ve olmayacağı insan tipini tarif eder. Böyle bir anarşizm sistemle uzlaşmayı teorize eden bireylerin sığınağı olagelmiştir. Oysa anarşizmin gelişimi ve arzuladığı toplumsal gerçeklik hiçte böyle bir kimlikle bağdaşamaz. Anarşizmi anarşizm yapan şey kapitalizmin ve her türlü hiyerarşik, merkeziyetçi, otoriter eğilimlerin karşısına devrimci bir özle dikilmiş olmasıdır. Ezilenlerin özgürleşmesi mücadelesinde anarşizm tarihsel kimliğini edinmiştir. Bu kimlik halka ait ve ona dayalı bir mücadeleyi içinde barındırır. Bugünün anarşizminin ise halka ait olmak şöyle dursun, ondan olabildiğince uzak bir marjinalizmi ifade ettiği için tekrar tekrar vurguyu anarşizmin devrimci özüne yapmak ve onu hedeflemek; ilişkilerde ve toplumsal alana ait projelerde bu anlayışı beslemek temel arzumuzdur.

Anarşizme yüklenen bir diğer anlam ve halklar arasındaki yaygın tarifi karmaşa ve terörizm olduğu iddiasıdır. Oysa amaçsız ve korkutma, sindirme hedefli terörist faaliyet anarşizmin gelişiminde ve tarihsel varoluşunda neredeyse hiç yer tutmamaktadır. Acımasız sömürü şartları altında çıkışsızlığa düşmüş bir takım anarşistlerin tedhişçi eylemi tercih ettikleri doğrudur. Ancak bu devasa bir aygıt halini almış devlet güdümlü şiddetin ve terörün yanında neredeyse naif kalmaktadır. Zaten böyle bir tarz anarşizmin genel karakterini belirlemediği gibi ondan teorik olarak kopmayı da düstur edinmiştir. Ancak anarşizmi terörizm ve kargaşayla eşitleyen anlayışın günümüz dünyasında yaşanan egemen devlet terörüne ilişkin tutumu düşündürücüdür. Kapitalizmi yıkmak ve insanlık onurunu düştüğü çukurdan kurtarmak adına girişilen mücadelelerdeki bazı şiddet içerimli varoluş nedense terör iken; örgütlü, sistematik, sindirmeye ve gözdağı vermeye dayalı egemen devlet şiddeti makul ve anlaşılır hale gelebilmektedir. Burada sorun nereden baktığınız ve neyi görmek istediğinizle ilgilidir. Türkiye siyasal tarihi de buna uygun onlarca örnekle doludur. Nedense sistematik şiddeti meslek edinmiş işkenceciler, devlet adına kurşun sıkan özel timciler kutsanır dururlar. Buradan devletin hizmet ettiği yeri de anlamak kolaylaşacaktır. Devlet her ne ad altında olursa olsun egemenlerin, sömürgecilerin varoluş nedenidir. Halkların ve ezilenlerin değil.

Bir diğer yükleme ise bir öncekinden daha naif olan ama etkisi hiçte naif olmayan ütopyacılık, gerçek dışıcılık gibi daha ideolojik anlamlardır. Gerçekliğin sömürü, adaletsizlik ve eşitsizlik olarak yaşandığı çağımızda anarşizme gerçek dışı yüklemesi yapılması makuldür ama bir o kadar da yanlış. Öncelikle söylenmesi gereken anarşizmin bir hayal dünyasından ibaret olmadığıdır. Geçmiş anarşist deneyimler bize anarşizmin yaşanabilir olduğunu, özgürlükçü eğilimlerin güçlenmesi ve yaygınlaşması halinde toplumsal hayatın sahici bir dönüşümüne denk düştüğünü göstermiştir. Özellikle halkın içinden kendiliğinden doğan anarşist eğilimler hiçbir teorik açıklamaya ihtiyaç duymaksızın kendine gelişme zemini bulmuşlardır (Bakınız: İspanya 36, Ukrayna 19-21). Ayrıca bugün bizim anarşizmi bir şekilde yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyor oluşumuz da, anarşizmin mümkün olabilirliğine işarettir. Sorun bu özgürlükçü eğilimlerin toplumsal hayata ne kadar sirayet ettiği ve anlaşılabildiğiyle ilgilidir. Eğer insanlık anarşiye ve özgürleşme ideallerine sahici bir yerden sahip çıkmayı denerse, bugünden hayal addedilen her şeyin aslında ne kadarda gerçek olduğunu anlamamız kolaylaşacaktır. Amacımız halkların ve ezilenlerin o en derin yerlerinde kalmış özgürlükçü ve eşitlikten yana eğilimlerini açığa çıkartmak olmalıdır. Zira insanlık tarihi bugün iyi yada kötü geçmişin nice hayalini bir şekilde gerçek kılmanın sayısız örneğiyle doludur. Kölelik çağında köleliğin ortadan kaldırılması, feodal çağda demokrasiden bahsedilmesi ne kadar hayal ürünü idiyseler, bugünde anarşist, özgürlükçü bir dünya yaratılması ancak o kadar hayaldir. Daha fazlası değil.

Bugün anarşizmin geldiği nokta ile ulaşmak istediğimiz yer arasında ciddi bir fark olduğu doğrudur. Mesele toplumsal hafızanın ve arzuların bugün anarşizme çok uzak duruyor olmasının ötesinde, anarşist pratik ve teorik yönelimin hakkı verilmiş bir bütünsellikten yoksun olmasındadır. Maalesef altı doldurulmamış, ne olduğunu ve ne yaptığını bilmeyen anarşizmler ancak sistemin parçası olabilirler. Dolayısıyla ezilenlerden uzak, kapitalizmin gizli desteğini almış marjinalizmi güçlendireceklerdir. Genelde yaşadığımız dünya, özelde ise Türkiye coğrafyası anarşizmin teorik yetersizliklerini ve pratik açmazlarını anlama ve değiştirme açısından oldukça fazla fırsat sunmaktadır. Bizim ihtiyacımız olan anarşizmi marjinal etkilerden ve içi boş söylem ve eylem kalabalığından kurtaracak güçlü bir zemini yaratabilmektir. Bu birlikte düşünen, sorgulayan ve eyleyen kolektif iradelerin halkla kaynaştığı gerçek teorik donanım ve pratik faaliyetten geçecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s